SU VE İMAN-yazan-Ufuk KARATAŞ

Yayınlanma by mehmet türk tarihi: 18 May 2007 | Kategori: Merak Ettiklerimiz

water.gifSu, iki tane hidrojen atomunun bir tane oksijen atomu ile birleşmesiyle meydana gelen bir maddedir. Hayatımızı devam ettirebilmemiz için çok gereklidir. İnsanoğlu 40 gün açlığa dayanabilmesine rağmen susuzluğa en fazla bir hafta dayanabilmektedir. Bir hafta içerisinde su içmediği zaman ölmekte dünya hayatı sona ermektedir.
İman, Allah’a (C.C.), peygamberlere, meleklere, peygamberlere indirilen kitaplara, ahiret gününe, hayır ve şerrin Allah (C.C.) den olduğuna inanmak demektir.
Su dünya hayatımız için çok önemli iken, iman da ahiret hayatımız için çok önemlidir.

Devamını okumak için lütfen lütfen tıklayın


Ahiret hayatımızın kurtulması, imanlı olarak ahirete intikal edebilmemize bağlıdır. İmanlı olarak ölenler, inandıkları gibi yaşamasalar dahi cezalarını çektikten sonra örneklerini dünya hayatında gördükleri nimetlerin tamamının asıllarını görme lütfüne kavuşacaklardır. Fakat imansız olarak ölenler ise o sonsuz ömrü eza ve cefa ile geçireceklerdir.
Suya ve imana kavuşan, insanlara düşen görevler benzerlik arzeder. Aralarındaki benzerliği bir misalle açıklayacak olursak:
 
Bizimle birlikte, pek çok insanın büyük bir çölde olduğunu hayal edelim. Çöl o kadar büyük olsun ki sınırları hayallerimiz kadar geniş.
Böyle bir çölde ne yapmayı düşünürüz. Oyun oynamayı, gülmeyi, eğlenmeyi, tatlılardan tatlı dostlarımızla sohbet etmeyi mi? Hayır, hayır. Elbette hayatımızı devam ettirebilmek için en çok ihtiyaç duyduğumuz suyu aramayı düşünürüz. Tepemizdeki güneş, dudaklarımızdaki çatlaklar sudan ve suyu bulmamız gerektiğinden başka her şeyi unutturur. 
Biz de su bulma ümidiyle düşeriz yollara. Her gördüğümüz yeşilliğin peşine takılırız. Bir hayal peşine takılıp su yerine ellerimiz kumla dolsa dahi ümidimizi asla yitirmeyiz. Kaçıncı defa olduğunu unuttuğumuz bir sevdanın peşine yine takılarak su aramaya devam ederiz. Hep su bulma ümidiyle atladığımız rüyadan su yerine avuçlarımızı dolduran kum ile uyanırız.
Gördüğümüz her yeşillik karşısında önceki yaşadığımız hayal kırıklığına rağmen yolumuza devam etmenin mükafatı olarak suyu buluruz. Suyu kana kana, iliklerimizde hissedinceye kadar içeriz. Çektiğimiz sıkıntıların hafiflemesi ile, sevdamıza kavuşmanın verdiği rahatlıkla, bir ağacın altına uzanarak ve şükretmeye başlarız.
Az önceki yaşadıklarımızı, ölüm ile hayat arasındaki o ince çizgiyi düşünürüz. Yaşadığımız sıkıntılar, hayal kırıklıkları, gözümüzün önünden bir bir geçmeye başlar. Gözümüzün önünden bir de bizim gibi bu çölde olan akrabalarımız, dostlarımız ve sevdiklerimiz geçmeye başlar.
Peki, suyu bulmuş ve hayatını kurtarmış biri olarak bizlere düşen vazife ne olmalıdır? Yan gelip yatmak mı yoksa o suyu bulamamışlara yol göstermek, yardım etmek mi olmalıdır? Hem hayatlarını kurtarabilecekken ölmelerine göz yumarsak katil hükmünde olmaz mıyız?
Evet, bize düşen vazife tekrar çöle dalmak, bize en yakınlardan başlayarak yolda kalmışlara yardım etmek olmalıdır.
Bazılarına yalnız yolu tarif etmek yeterli olabilir. Gücü, takati olmayan yürüyemeyenleri ölüme terk etmek olmaz elbette. Gerekirse onları da sırtımıza alıp suya getirmemiz gerekmez mi?
Evet. Katil damgası yememek için, sevincimizi tamamlamak için, insanlığımızın gereğini yapmak için çöle dalmak ve susuz kalmışların hayatlarını kurtaracak yola sevk etmemiz gerekir.
Çölde, suya kavuşmuş olanlar suyu henüz bulamamışların hayatlarını kurtarmak için çöle dalarken sonsuz bir hayatı kurtaracak imana kavuşanlar, henüz imana kavuşamayanlara karşı ne yapmalıdır?
Ahirette yaşacakları güzelliklerin hülyaları ile mi yaşamalı? Yoksa umursamaz bir tavırla yan gelip yatmalı mı? Hayır. Böyle yaparsa başkalarının ebedi hayatlarını kurtarabilecekken kaybetmelerine vesile olmuş olmaz mı?
Bize düşen yalnız onlar için değil kendi sevincimizi tamamlamak en yakınlarımızdan başlayarak iman yolunu henüz bulamamışlara ebedi hayatlarını gül gülistana çevirecek istikameti göstermek olmalı değil midir?
                                                                                                                                    Ufuk Karataş
                                                                                                                                 Kimya Öğretmeni

Leave a Reply

Link to Trackback | Link to RSS Feed for comments on this post