KİMYACI “Şerif DEMİREL”
Yayınlanma by mehmet türk tarihi: 15 Ağu 2007 | Kategori: Site Haberleri
“Çok değerli dostumuz, kimyacıların esin kaynaklarından, sevgili Şerif DEMİREL hocamızın bir makalesini ele geçirdim. Özellikle mesleğe yeni başlayanların okumaları gerektiğine inandığım yazıyı, hocamızın yüksek müsadelerine sığınarak yayınlıyorum” M.T.
Kimya dersinin öğretmeni sıra dışı olmalıdır diye düşünüyorum. Neden mi dersiniz, izah eydim: öncelikle başka insanların bakış açısı, bu iddiayı düşündürüyor da ondan. Mesela sokakta yürüyen birine “Kimyacı” denilince ne düşünüyorsunuz, diye bir soru yöneltin alacağınız cevap muhtemelen; ya “patlama” veya “Laboratuar” olacaktır.
Rıfat Ilgaz’ın klasiklerimiz arasına giren “Hababam Sınıfı” isimli kitabında da aynı tiplemeyle karşılaşırsınız. Okulun kimya öğretmeni, bir şeylerin doğru gitmemesi ile meydana gelen patlama deneyleri ile gündeme gelir ve ilginçtir o bu yönüyle kitabın kahramanı olur ve okuyucuya yine kendini bu yönüyle sevdirir.
Demek ki öğrenciler Kimya Öğretmenlerine böyle bir misyon yüklüyorlar. Ondan patlamalar, ilginç deneyler bekliyorlar. Kendi öğrencilik yıllarımı düşünüyorum da galiba ben de lise Kimya Öğretmenimi laboratuarda yaptığımız o unutulmaz deneyler vesilesiyle hatırlıyorum.
Kimya dersini fen branşları içinde en müstesna yerine oturtan değer, kuşkusuz laboratuardır. Zaten tanımını yaparken de maddenin içyapısını inceleyen bilim dalıdır, demiyor muyuz? O zaman Kimyacıyı laboratuardan ya da laboratuarı Kimyacıdan ayrı düşünmemek gerekir. İkisi beraber olduğunda dersimiz anlam kazanır, öğretmen kıymet kazanır, okulda fark edilen, saygı duyulan ve sevilen bir kişi konumuna yükselir.
Geçen günlerin birinde arkadaşlarla bir yerde oturmuş muhabbet ediyorduk. Konu Kimyadan açılınca laf dolandı ve arkadaşımın öğrencilik yıllarında yaşadığı bir hatırasına geldi. Arkadaşım hiç unutamadığım dediği ve etkilendiği güzel hatırasını bizimle paylaştı: “öğretmenimiz o gün derse gelirken elinde bazı materyallerle gelmişti. Galiba kimyasal değişmeyi anlatıyordu. Bir ara bizlere seslenerek: Arkadaşlar sodyum metali, su ile temas ettiğinde patlayan çok aktif bir metaldir dedi ve kavanozdan çıkardığı turşuya benzeyen metalden küçük bir parça kesti, sonra çok dikkat ederek bu parçayı içinde su bulunan kaba koydu. Ardından duyduğumuz patlama sesi bize çok ilginç gelmişti. Daha sonra, arkadaşlar dedi, şu kavanozda da sodyum klorür var hani yemek tuzu diyoruz ya ondan. Şimdi bir kaşık dolusu da ondan alalım ve içindeki sodyumları patlatalım dedi. Demek ki deney devam ediyordu ve yine patlama görecektik. Yani heyecan devam ediyordu. Hocamız bizden dikkatli davranmamızı istedi ve içinde su bulunan kaba çok yaklaşmamamızı tavsiye etti. Az sonra elinde tuttuğu içi tuz dolu kaşığı suya yaklaştırdı ve yavaşça suya bıraktı. Bizler şaşkın bir halde patlamayı beklerken hocamız aniden “BOM!” dedi. Bu arada birkaç arkadaşın çığlık sesi duyuldu. Hocamız gülümser bir halde bize bakarken, neden şaşırdınız? Yemek tuzu eskiden beri insanoğlunun gıdalarda kullandığı evlerimizde bulundurduğumuz bir maddedir. Sizler onu zaten her zaman kullanıyorsunuz, patladığını hiç gördünüz mü? Dedi ve niçin patlamadığını bu gün bile unutmadığım o meşhur cevabı verdi: Yemek tuzunda ki sodyumlar, kimyasal değişmeye uğramıştı ve kimyasal değişme geçiren maddeler eski özelliklerini yitirirlerdi.”
Şerif DEMİREL
Kimya Öğretmeni